30 Eylül 2009 Çarşamba

BADEMCİK

Küçük meleğim ara ara ateşleniyordu 2 gündür, ateşi yükseldiğinde halsiz düştüğünde ise gayet keyifliydi. CALPOL ve DOLVEN veriyorduk dönüşümlü olarak. Bir arkadaşımın doktoru, ateşli hastalıklarda tek ilaç kullanmanın havale'yi tetiklediğini söylemişti. O nedenle 5-6 saat arayla dönüşümlü olarak verdik ateş düşürücüleri. Dün akşam meleğimi annemden almaya gittiğimde boynunun ağrıdığını, kafasını çeviremediğini söyledi, çok korktum. Hastanelerin Acil servislerinden nefret ettiğim için çok minik kas gevşetici ile ovmayı, geçmezse doktora götürmeyi düşünüyordum. Biraz krem ve üzerine ılık havlu ile 10 dk sonra boynundaki ağrıdan eser kalmadı, ben de rahatladım.
Tüm gece ateşi de yükselmeyince bu sabah birazdaha rahatlamış olarak işe geldim. 08:00 de Volkan'ı uyandırmak için evi aradığımda babası Kaldera'nın ateşinin yükselmeye başladığını, yine boynunun ağrıdığını söyledi :( Derhal tekrar eve döndüm ve meleğim'i doktora götürdük. Bütün ateşimizin, boyun ağrımızın ve halsizliğimizin sebebi Bademcik İltihabı...
Doktorumuz ateş düşürücü olarak DOLVEN kullanmamızın akıllıca olduğunu çünkü boynundaki ağrı için de etkili olacağını söyledi ve yalnızca AUGMENTİN yani antibiyotik yazdı.
Eve dönerken meleğim'in istediği hamburgeri, oyuncak bebeği ve çokşeker'den bir avuç kadar çilek ve kiraz görünümlü yumuşak şekerini de aldık, neşesi yerine geldi :)
Onun yüzünün güldüğünü görünce annanesine emanet edip tekrar işime döndüm :/
Önce birşeyler atıştırıp sonra da grip aşımı oldum.
Anlayacağınız bu aralar hastalık bulutları kalıcı misafirimiz oldu ama açıkcası ben kendilerini ağırlamaktan fena halde sıkıldım. Sizlerin huzurunda aleni bir şekilde kovuyorum hepsini, "HASTALIKLAR BIKTIM SİZDEN Bİ DÜŞÜN YAKAMIZDAN YAA :/"

28 Eylül 2009 Pazartesi

SKOR

-1 Fotoğraf makinemi kaybettim (Annemlere kaldığını düşünmek istiyorum :/)


-2 Şarj aletimi kaybettim, şu an telefonum kapalı (Annemin evinde temizlik yapmam için bir işaret olabilir mi?)


-3 Anne ve babamın oğluşuma sünnet hediyesi olarak aldıkları bilekliği kaybettim (Bunun için umut bile besleyemiyorum, elde olan 2 damla göz yaşı :((( )


- - - / - - -


+1 Aldığım kitaplardan "beni hatırladın mı?"yı bitirdim (süperdi, dibine kadar tavsiye... )


+2 "Pasaklı tanrıça"yı da bitirdim (Bundan sonra çıkan bütün SOPHIE KINSELLA kitapları benimdir o kadar ki tavsiye yani :)


+3 Bu sabah "Dünyanın en manidar "iyiliği" olan eğitim desteğinizi, okulumuzdan esirgemediğiniz için size ve adlarını telaffuz edemediğim çok kıymetli arkadaşlarınıza; tüm öğrencilerimiz ve personel arkadaşlarım adına sonuz teşekkürlerimi sunabilmek bana büyük bir haz veriyor.Yardım elinizin sıcaklığı, zor şartlardaki okulumuzun soğuk yüzlerini bir güneş gibi ısıttı.Her şey için sonsuz teşekkürler. Allah hepinizden razı ola." yazılı bir mail ve şu fotoğrafı aldım :)


Eeee hayat 3-3 beraberemiyiz biz şimdi ???




26 Eylül 2009 Cumartesi

ÇOK ŞÜKÜR...

Kendimi kedi gibi hissediyorum, sıcaklarda sesi çıkan hava soğuduğunda bir kenarda kıvrılan :) (aslında kış uykusu içeriğinde başka birşey yazacaktım ama neyse... :) )
Havaların soğuması ile beni de bir bezginlik, bir tembellik sardı. Bayram, hastalık, kış hazırlıkları, okul hazırlıkları derken yoruldummu nedir?
Ama mail telefon ya da yorumla sağlığımı soran, merak ettiğini yazan tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Çok şükür daha iyiyim. Alerjimin tavan yapmasını saymazsak sağlığım yerinde şükür olsun. Onun için de 7 Kasım'a randevu aldık. (Doktorumuz alerji konusunda bir uzman olunca randevuları da yoğun oluyor dolayısı ile :P)
Hazır girmişken son zamanlarda aldığım en değerli MİM'lerden birini geciktirmişliğimin özrü ile birlikte Değerli kardeşlerimden E-evren ve Erdal'ın çok güzel projelerinden bahsetmek istiyorum.
Önümüzdeki 1 yıllık süre içersinde Değerli Hocam Evren Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği - TOFD'u desteklemeyi, Sevgili Kardeşim Erdal ise 3 ayrı projede desteğini hissettirmeyi hedeflemişler.
Böylesi saygıdeğer kardeşlerimin takdir edilesi uğraşılarına devede kulak misali bir faydamız olması düşüncesi ile dilediğim gibi bir yazı hazırlayamamış olsam da inşallah bir faydamız olur.
Ayrıntılar için E-Evren ve Erdal kardeşlerimin bloglarını ziyaretiniz gerekmektedir.
Ben battaniyemin altına giderken sizlere de bol sağlık ve huzur dolu günler diliyorum :)

22 Eylül 2009 Salı

HASTAYIM :(

Arefe günü boğaz ağrısı ile kendini belli eden baş ağrısı, eklem ağrısı, bademciklerdeki iltihap bayramın 3 günü yattığım yerden kaldırmadı beni :/
Bir yandan alerjimin artması bir yandan da bu hastalık bayramı dilediğim gibi kutlayamamanın üzüntüsünü dolu dolu yaşattı : (
Allahım beterinden korusun ama antibiyotik içmekten nefret eder oldum.
Yarın nasıl işe gideceğim, perşembe günü nasıl paşa'yı okula götüreceğim hiç bilmiyorum :/
İnşallah iğneler ilaçlar fayda eder.

20 Eylül 2009 Pazar

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

Sevgi, Huzur ve Sağlık Dolu Nice Bayramlar Geçirmek Dileğiyle.


Ramazan Bayramınız Mübarek Olsun :)

15 Eylül 2009 Salı

KADİR GECENİZ MÜBAREK OLSUN



Talihiniz gözleriniz kadar berrak, kaderiniz bakisiniz kadar güzel, umudunuz yarin kadar yakin, yarininiz askiniz kadar mutlu, askiniz "Kadir" kadar mukaddes, dualariniz istediginiz gibi makbul olsun.

PALYAÇO OLMAK İSTİYORUM !

Dün akşam kuzularla evde yalnızdık. Yemekdi, oyundu, atıştırmaydı, televizyondu derken cadı yoruldu ve uyudu. paşa odasında kitap okuyordu, odasına gittim "artık geç oldu" dedim. Kitabını bıraktırıp yanına uzandım. Bir yandan oğluşun saçlarını okşarken diğer yandan da Gülen'i düşündüm. Yazdıklarını, anlatım tarzındaki içe işleyişi, son yazısını ve yaptığım yorumu.

Anlık bir heyecanlamı yazdım acaba diye kendimi tarttım.

Sonra elimin altındaki oğlum, hemen yan odada uyuyan kızım geldi aklıma.Rabbime binlerce şükür sağlıkları yerinde olan iki meleğe sahip bir anneydim ben. Rabbimin hayatım boyunca bana verdiği en büyük lütuf çocuklarımın sağlığı. Ya buna sahip olamayan Anneler, hastane odasında canı yanan yavrusunu sadece ıslak gözlerle seyreden, sakinleştiremeyeceğini bildiği halde aklına gelen binlerce kelime ile teselli etmeye çalışan Anneler.
Sadece iki defa paşa ile hastanede yattık biz. Birinde 21 günlüktü ve kanında mikroplanma teşhisi ile 10-12 gün kadar yatmıştık ve yenidoğan servisindeydik. Hemen deprem sonrasıydı. Deprem nedeniyle ailesini yitirmiş o minicik canlar ve kendi can'ımın derdine okadar düşmüştüm, emzirme saatleri dışında diğer meleklerle ilgilenmeye, sütüm olması için çabalamaya o kadar dalmıştım ki diğer servisleri görmek hiç aklıma gelmedi.

Paşa 1 yaşındaydı soğuk havale geçirdiğinde :( Nabız neredeyse durmak üzere nefes alamaz vaziyette götürmüştüm acile. 8 gün kadar da o zaman yattık hastanede. Onun dışında bilmem içlerini, yaşanan dramları, filizlendirilemeden çürütülen umutları.

Ama okurum, televizyonda görürüm, haberlerini duyarım gönlü güzel insanlardan.

Uzun süre hastane ortamında hayatının en güzel çağlarını geçirmek zorunda olan meleklerin haberini alırım. İşte Gülen yine böyle bir haber vermişti. Ama bu sefer şunu yapalım bunu edelim dememişti. Şunu istiyoruz yada bunu gönderin de yazmamıştı. (Asla bu ihtiyaçlara "istek" gözüyle bakmadım n'olur beni yanlış anlamayın, sadece yazım farklılığından bahsediyorum)

"Bir ses duyduk, cılız bir çığlık" demişti. "İmkanı olanımız yani Elçin İzmir'e gitti ben de İstanbulda kalan ayak olarak haber bekliyorum demişti". O kadar...

Biz yapıyoruz demişti. Siz de yaparmısınız diye sormamıştı bile.

Dün vakit bulup okuyamamışdım. Bu sabah önce Elçin'i sonra Emine'yi, sonra Tekrar Gülen'i ve en son da Belgin'i okudum tekrar tekrar.

EMİNE'yi aradım, "Merhaba ben ...., yazınızı okudum az önce, Elçin'de oradaymış, çocukların ihtiyaçlarını birebir görmesi güzel olmuş, ben de sizden haber bekleyenlerdenim, bilginiz olsun" diyecektim. Ama olmadı... İlk birkaç kelimeyi zorla gerisini hiç söyleyemedim. Gözyaşlarım izin vermedi. Ama Emine, yüreği güzel insan, kalbi temiz, sesi billur insan anladı. "Yanlış anlamalardan korkuyorum, hatalı adım atmak istemiyorum ama sizi anlıyorum ve teşekkür ediyorum" dedi. Ben anlatamadım ama o anladı. Yaklaşık 20-25 dk konuştuk. Gelen maillerden, yorumlardan nasıl mutlu olduğunu da anlattı, ben de mutlu oldum. İnşallah benim geç kalmışlığıma utancım, İstanbul için birşeyler yaparak geçer umuduyla kapattım telefonu.
Ve dün Gülen'e yazdığım şey'in anlık bir karar olmadığını, evet gerçekten bu bayramda PALYAÇO olmak istediğimi anladım.

Nereden başlamalı, nasıl organize edilmeli hiç bilmiyorum. Olmadı "tek başıma giderim" diyorum. "Bir paket balon, bir kutu yüz boyası değil mi, ben hallederim" diyorum.

Ama sonra, "bencillik yapma, bu kararı vermek için daha erken" diyorum. Ve soruyorum,


BENİMLE BİRLİKTE PALYAÇO OLMAK İSTEYEN VAR MI?


Foto kaynak


Ne mutlu ONLARA


14 Eylül 2009 Pazartesi

2009'UN 2. İFTAR'I

Bu sabah mesaiye üzerimde şu elbise, ayağımda bol topuklu ayakabılarım, saçlarım topuz, makyajım gayet ofis tarzı ve tüm hafta başı neşemle başladım ama sağ topuğumun ağrısı tüm keyfimi kaçırdı. Bir ara neredeyse üzerine basamadım. Durduk yerde bu ağrıda neyinnesi diye düşünürken yoğun geçirdiğim hafta sonunu sanki unutmuş gibiydim.
Cumartesi başka zaman vakit bulamayacağım düşüncesi ile tüm günümü yazlıkları yıkayıp kaldırmak kışlıkları (şimdilik sadece mevsimlikler) ise yıkayıp dolaplara yerleştirmek ile geçirdim. Araya birde temizlik sokuşturunca ben yorulmayayım da kimler yorulsun :)
Pazar günü ise olabildiğince geç kalktık. Bir süre evin toparlanması ile oyalandıktan sonra saat bir gibi cadıyla alışverişe çıktık. Ben aldığımı sepete atıyorum, alışveriş arabasında oturan Kaldera'ya listeden bulup gösteriyorum, o da gayet ciddi bir şekilde üzerini çiziyor. :)
14:15 civarında alışverişimizi de tamamladık, 14:30'da evdeydik ve maraton başladı.

Buğday, nohut ve tavuk etli kesme çorba,
Kağıt kebabı,

Tel şehriyeli pirinç pilavı,
Zeytinyağlı taze fasulye,

Nohut salata,
Kırmızı biber sarma salata,

Makarna salatası,
Vişneli porsiyon Browni,
Fırın sütlaç.

4,5 ay önce taşındığım apartmanda evi bulmama vesile olan komşum ve hemen üst katımda oturan ve kuzu'ya bayılan bir diğer komşum (ablam) iftara davetlim olduğu için hazırladım bu menüyü. Ezan'a 40 dakika kala salataların ve çorbanın sosu dışında tüm yemeklerim hazırdı. 15 dk içinde masayı da hazırladıktan sonra çocukların da üzerilerini değiştirmek için odalarına çekilmesini fırsat bilip kendimi en yakın koltuğa attım :)

Yemek sonrası balkonda çay + tatlı muhabbeti tüm yorgunluğumu alacak kadar sıcak ve samimiydi. Daha sonra 2 cadı kızımız ve 3 hatun yediklerimizi eritme bahanesi ile ama tamamen harika akşamın tadını çıkartmak adına yürüyüşe çıktık.
O yorgunlukla nerede ve nasıl uyuduğumu hatırlmıyor olsam da sabah 06,30'da ayaktaydım :)
kısa günün kar'ı topuk ağrısı da bana dünden hatıra kaldı :/ Neyse akşama bakarız çaresine :)

10 Eylül 2009 Perşembe

BAYRAM HEDİYELERİM KENDİM KENDİME

Online kitap elışverişi yaptığım tek yer kitapyurdu.com'dur. neden bilmem başka bir yere güvenemiyorum.

Geçenlerde sihirlieller'in tavsiyesi üzerine tanıştım SOPHIE KINSELLA ile.


Önce sadece "beni hatırladın mı?" yı almak niyetinde idim ama yazılan yorumlardan "pasaklı tanrıça" da tam benlikmiş gibi geldi :)


Ve bana izlemeyi çok isteyip de gidemediğim "bir alışverişkoliğin itirafları" filmini hatırlatan Aelışverişkolik serisinden "Alışverişkolik ve bebeği" de sepette yerini aldı. Aldığım üç kitap'a 5 TL'ye yakın kargo parası ödemek istemediğim için Kargo Ödeyen Kitaplar kategorisinden de seçim yapmaya karar verdim.

AHMET RASİM'in bu üç eseri de bu düşünceyle 9,36 TL gibi bir fiyata benim oldu :)
Bu arada "pasaklı tanrıça" ve "alışverişkolik ve bebeği" cep boy ve ben cep boy kitaplara bayılıyorum. Elimde olsa aldığım her kitap cep boy olacak.

Ve aldığım her kitap için de bir kitap ayracım :))

OSMAN AYSU'nun beyefendiye imzalayıp hediye ettiği "Sınır Ötesi" ni bu sabah serviste sonlandırdığıma göre bu akşam eve dönüş yolu "beni hatırladın mı?" ile çekilir kılınacak.
Bir yazarın herhangi bir kitabını okuyup beğendiysem tüm kitaplarını okumak gibi bir istek doğuyor içinde. Daha önce de bir çok defa yaptım bunu. Şu an RAMSES serisinin ilk 2 kitabını okumuş ama diğerlerini temin edememişliğin rahatsızlığı ile gözüm hep biryerlerde bu kitapları arıyor.
Hedefte alınmış olan SOPHIE KINSELLA kitaplarını okumak, ardından alınmış olan AHMET RASİM kitaplarını tüketmek, daha sonra OSMAN AYSU kitapları temin etmek ve sonra tekrar SOPHIE KINSELLA kitaplarının serisini tamamlamak...

Bu arada bu akşam iftar için minik bir ip ucu, tarifini papatya kuzum'dan (ç)aldığım bu yeşil mercimekli domatesli bulgur pilavı harika birşey :)

9 Eylül 2009 Çarşamba

FOTO PAŞA

Cumartesi akşamı yaşanan onca yorgunluğun üzerine pazar günü öğlene doğru uyandık :)

Tüm gün evden çıkmamayı kararlaştırdığımız için bir süre sonra kuzular sıkılmaya başladı.
Ben mutfakta yemek hazırlığı ile uğraşırken,

onların odalarında oynadıklarını sanıyordum. Oysa kuzular Fotoğraf makinemi bulup birbirinin fotoğrafını çekmişler :)

Şımarmaktan bir çoğunu yamuk çekmişler :)

Paşa zaman ayarlı çekmeyi de keşfedince...

onların deyimiyle "Kanki Pozları" ortaya çıkmış :)

8 Eylül 2009 Salı

AYDOS ORMAN PARK

Kaç gündür özellikle yazmıyorum, şu alttaki yazı ana sayfada kalsın ki belki bir Allahın kulu da gelir, benimle birlikte o canların yüzünü güldürür diyorum ama ı-ıh. Anlaşılan ben tek başıma gideceğim :(

Üzülüyorum çok üzülüyorum ama kimseyi de kolundan tutup sürükleyemem ya :/
Bizim çocuklar geçen haftadan açık hava bol gıda olayını pek sevdiğinden bu cumartesi de AYDOS ORMAN PARK'daydık. AYDOS ORMAN PARK bizim 2 sene önce keşfettiğimiz, yaz kış hafta sonu kahvaltıları, (yörük çadırında, üzerinize yağmur yağarken kahvaltı yapmak inanılmaz bir keyif) mangal sefaları yada orman yürüyüşleri için tercih ettiğimiz harika bir yer. Bu sene başında eklenen Lunapark'ı ile de çocukların vazgeçilmez eğlence yeri oldu.

İftardan 1 saat kadar önce giderek kendimize mangal için güzel bir yer seçip, iftar sonrası eğlence içinde sahne önünden başka bir yer rezerve ettirdik. İftar'a 15-20 dk kala neredeyse hiç boş yer kalmamıştı.

Bir yörük çadırı bir de masa kiralamıştık ki çocuklar yörük çadırını farklı buldukları için yemeklerini orada yemekte ısrar ettiler :)
Tabii hemen yanıbaşlarında da minik komşularımız.

Ve yemek sonrası eritme zamanı :)

Ufaklıklar kano'ya,

büyükler asansör'e,

Ufaklıklar tren'e,

büyükler çarpışan otolara derkeeen bizim ufaklıklar çarpışan otoların ne kadar eğlenceli birşey olduğunu keşfettiler :)
Binbir ısrar kıyametten sonra,

el mahkum bindi(rdi)k.

(Yok fotoğrafta kafa kısmını ben kesmedim valla bu sefer çeken öyle çekmiş :) )

Çarpışan arabalardan indirdiğim için bana çok sinirlenen küçük cadıyı,

arkadaşı ile birlikte neredeyse tüm oyuncaklara bindirerek zor neşelendirdim :)

ve sonunda yüzü yeniden güldü.

Biz büyüklerde bir çay'ı haketmişizdir artık.

Buranın en sevdiğim yanlarından biri de miss gibi semaver çayı, hem de garson bekleme derdi yok ohh doldur doldur iç :P

Bir karadenizli için daha ne olsun derken ....

video


















harika bir DURSUN DERELİ + KONT ADNAN SHOW başladı. Öncesinde Özlem'in o güzel sesi de olunca keyifli bir karadeniz gecesi yaşadık.

Ohoo bizim kafadarlar ayakta duramıyor baksanıza, eh artık biz kaçar :P

1 Eylül 2009 Salı

ŞİLE'YE KADAR TÜM KÖYLER

Pazar sabahı annemin telefonu ile uyandık. "Çabucak kalkın, kır'a, bayır'a, orman'a gidecek şekilde hazırlanın" diyordu. Tabii kuzular uçtu bu habere, çünkü annenin planında evde ufak çaplı bir temizlik, mini bir alışveriş ve iftar için misafir davet etmek vardı :)

Gezinin asıl amacı geçen sene Ramazan ayı'nın ilk günü aniden Kolestrol ve Hipertansiyon hastalıkları ile tanışıp bizleri çevresinde çaresiz ve üzgün bırakan Annanemiz için ilaç niyetine şu alt resimde görünen mucizevi meyvelerden toplamaktı.


Geçen sene hastalığının 10. gününde doktor tavsiyesi ile babam annemi 9-10 gün kadar Şile'ye getirmiş, sessiz, sakin, huzur dolu bir ortamda diyet listesine alışması ve sadece sevdiği şeylerle meşgul olması için onu bir nevi kamp'a sokmuştu. İşte o zamanlar keşfettikleri bu doğal yaşam alanlarıni bu sene çok şükür annemin daha iyi olması sebebiyle hepbirlikte ziyaret edip bizim için ilaç sayılan KARAMIK / KARAMIH / KARAMUK meyvesini toplamak üzere Kartal-Şile arasındaki köy yollarının her bir metrekaresini hakkını vererek dolaştık :)

Yol boyu bu güzellik için defalarca durduk ama, Öğümce köyünde tanıştığımız bir teyzemin söylediğine göre 3 aydır yağmur görmeyen topraklarda yetişen böğürtlenler de ancak bu kadar büyüyebilmişler :/

Yol üstünde anne ve babanın daha önce gezdiği bize de mutlaka göstermek istediği bir Botanik Bahçeyi dolaştık. Örnek uygulama göletinde bulunan mini köprü ve kırmızı balıklara çocuklar resmen bayıldılar :)

Fidanlarını kendileri ürettiklerini ifade eden Özlem Hn. çok sıcak birşekilde bizleri karşılayıp çocukların rahatca oynamaları, bizim gönlümüzce dolaşabilmemiz konusunda da oldukça anlayışlı davrandı. Bu güleryüzlülüğe karşılık ben de ayrılırken Şirket Kimliğimi kullanarak bir katalog alıp, gelir gelmez Peyzaj ve Satınalma birimlerimize ulaştırdım.

Biz kışın kaynatıp çayını yapmak için Kuşburnu topladık,

Kızım bebeklerine yatak yapmak için kurumuş ekin sapları topladı :)

Daha sonra çocuklar bu adını bilemediğimiz bitkiden buldular, Kaldera üzüme benzetti ama daha küçükler diye yemeye kıyamadı eve kadar elinde taşıdı :)

Yanımızda götürdüğümüz her bir yoğurt kovasına :) ayrı bir şifa kaynağı toplayıp Şile'nin içine doğru devam ettik.

Bu şaheserlere çocuklar "ayy nekadar eskiii" diyerek baktı biz "ayy ne kadar sağlıklı ne kadar doğal" diyerek baktık :)

Benim fotoğraf çektiğimi gören bu amca, "Ne o geliiin, meşhur mu edecen benii ? De hade çek baayım çek çek " dedi :) Hiç kırarmıyım seni amca'm hem çektim hem de yayınladım bak :) Artık keşfedilmek şansına kalmış :P

Kaldera yolda gördüğü her ineğe "mööö" diye seslenirken biz diğer bir köye doğru yollandık,

Ama şu mükemmelliği görünce olduğumuz yerde kalakaldık.

Bahçesinde bilimum sebze ve meyveyi yetiştiren bir teyzenin kısa süreli misafiri olduk.

Bu Böğürtlenler, domates biber ve patlıcanlar o teyzemin bahçesinden.

Kaldera cadısı buzz gibi sularla yıkanmış üzümlerin tadına bakarken biz de bol bol organik sebze ve meyve satın aldık.

Yolumuzun üzerindeki son köyü de transit geçerek kendimizi Şile'nin sahiline attık.

Büyükler İkindi namazı için camiye giderken çocuklar kendini denizin serin sularına attı :)

Dönüş yolunda acıkan paşa ve kardeş için alınan pide mis gibi kokan köy domatesiyle birlikte tüketildiyse de çocuklara yetmedi :)

Ooo iftara hepi topu 1 saat kalmış :/

Bas gaza Kaldi bas gazaaaa :))