30 Haziran 2009 Salı

MAYDANOZ'dayız :)


Maydanoz Topluluğu'nu bilmeyen var mı?



Aaaa ne ayıp :)



Ama onun bilmediği yok :)



Bizi de bilmiş bak :))



TEŞEKKÜR EDİYORUM (Z)

KISA KISA






Hani sizlere TAP'dan bahsetmiştim ya işte benim kutularım dün elime ulaştı. Yorumlarda da yazdığım gibi ne kutulara ne de kargoya ücret ödemedim.
Varil görünümlü olanı şirketime, kutu olanı evime koydum.
En üstte gördüğünüz mini kese kağıdı şeklinde atık pil toplama torbalarını da katlayıp çantamda taşıyorum.
******************** / ************************* / ***********************
Tanıştırayım evimizin yeni sakini :)



Annem getirdiğinde uçları hain bir kuş tarafından kırpılmış 3-5 yapraktan oluşmaktaydı. Çok kısa bir zamanda hem kendini toparladı hem de bize renkleri muhteşem bir çiçek verdi. Şimdi balkonumda bulunan yemek masamın köşesini süslüyor. Çiçeğin kadifemsi, yumuşacık, dokunmaya doyulmayan bir yapısı var. Malesef adını bilmiyorum :/

********************** / ************************* / ***********************
Birkaçgündür domateslerimden bahsetmiyorum diye onları unuttum sandınız değil mi? :)
Aslaaaa....
Boyları yeterli seviyeye ulaştığı halde kökleri çok sıkışık olduğu için çiçek açamayan fideciklerimi cuma günü Peyzaj Mimarı bir arkadaşımla birlikte yeni ve ferah topraklarına kavuşturduk.
3 kocaman saksıyı onun balkonuna, 7 küçük saksıyı da kendi balkonuma koymak suretiyle artık 2 ayrı balkonda domates yetiştiriciliği yapar oldum :)
Satışını yapacağımdan şüpheniz olmasın :PP
********************** / ************************* / ***********************
Cumartesi günü onca koşturmacadan sonra gece 03:15'de teyzemde yattık ve ertesi gün Alibeyköyde oturan dayı kızının oğluşu için okuttuğu sünnet mevlüdüne katıldık.
Yanımızda başka elbisesi olduğu halde gelinliğini giymek için iki gözü iki çeşme ağlayan kuzucuğu kıramadım, sağolsun o da beni üzmedi ve mevlüt boyunca abisi gibi yazı yazarak oyalandı.
Maşallah barekallah, seviyorum kuzularımın beni üzmeyen, girdiğim ortamda yüzümü kızartmayan hallerini :)

CUMARTESİ

Cuma akşamı 18:00'de işten çıkıp servisle halkalı'ya gitme palanım vardı ama E5 trafiğinin daha Göztepeden kilit olduğunu görünce Sahrayıcedit'de servisten inip Metrobüse bindim. Yol boyunca da o yoğun trafiğe bakıp bunu yaptığım için kendi kendimi bol aferinle şişirdim :))
Yaklaşık 2,5 saat sonra halkalıdaydım. O gece kuzende misafir olup Cumartesi sabahı Bahçeşehir Nikah salonunda kıyılacak tören' gittik. Nikahın kıyıldığı salon Haldun Dormen Sahnesiydi.
Binaya ulaştığımızda herkez yerleşme çabasındayken ben şaşkın şaşkın etrafı izliyordum.
O duvardaki cam tablo, paravan, Tiyatro Tarihinin en başarılı isimlerinin fotoğrafları, Muhsin Ertuğrul büstü...
Her biri birbirinden şahaneydi...
Nikah bitti ve Edirne yolculuğumuz başladı.
Mısır, ayçiçeği, buğday tarlalarını özlemişim. Kendi köyümüzü de özlemişim :)
Köyün girişinde bizi davul zurna karşıladı. Adetleri gereği Mehter Marşıyla 8-10 adım yürüyüp Tekirdağ havalarıyla 2-3 dakika oynayarak 10 dakikalık yolu yaklaşık 40 dakikada aldık :) Yol boyu tüm köy halkı sanki kendi evlerine misafir gelmiş gibi bizi soğuk sularla, Hoşgeldinizlerle karşıladılar. İnsan nasıl mutlu oluyor bu gülen yüzleri, samimiyeti gördükçe. Unutmuşuz İstanbulun bu griliğinde gülümsemenin rengini :/
10-15 dk karşılama halayı ve dinlenmenin ardından bu şekilde hazır bulduğumuz masalara geçildi. Miss gibi kokan köy ekmeği, terbiyeli tavuk çorba ve turşu ile resmen 3 günlük yemeğimi tek öğünde tüketmiş oldum. Annem ve teyzem ise miss gibi kokan kuru fasulyenin, tereyağlı pilavın, et yemeğinin ve ev yapımı baklavanın tadına bakmadığım için bana söylendi durdular :)
Bir yandan bu miss gibi kokan çiçeklerin, korukların altında dinlenirken biryandan da "damat traşı" denen süper eğlenceli bir adet daha izledik.
Boynunda havlu olan çığırtkan önce damat sandalyesine oturdu ve bahşişini kopardı :)) Ardından traş boyu defalarca traşı yarıda kesip kendisiyle oynaması için damadın akrabalarından birini davet etti. Eşlik etmeyenlerden ise oynamama cezası olarak biçtiği parayı tahsil etti :)
Bu arada düşündüm ki, köy düğünlerinde evlenecek çiftlerin her ikisinin de o özel günlerinde değerleri eşit şekilde hissediliyor/hissettiriliyor. İstanbuldaki düğünlerde gelin saçı, gelin makyajı, gelin arabası, gelin odası, vs... Damat sanki figüran. Herşey gelinin üstüne kurulmuş gibi.
Saat 19:00'dan sonra başlayan düğünde en ince ayrıntısına kadar her güzellik düşünülmüş, bir köy düğününden beklenmeyecek derecede keyifli ve eğlenceli hazırlanılmıştı. Neredeyse tüm bölgesel adetlerin yerine getirildiği, bizlerin de keyifle anacağı bir geceyi saat 12:30'da sonlandırmış olduk.
Canım kardeşim Murat'a ve Güzel gelinimiz Fatma'ya bir kez de buradan MUTLULUKLAR DİLİYORUM...
Ve bunlar da Kuzumun yeni öğrendikleri. Artık fotoğraf makinemi ne zaman kendisine çevirsem bu tip pozlar veriyor :) Düzgün bir halini yakalayamadım :))









Ve cadı'nın yeni şapkaları. Tüm hafta sonu kokoş kokoş dolaştı ortalarda :)
Oğluşum amcasında olduğu için o bizimle gelememişti. Pazar akşamı kavuştum kara kuzuma da, ne çok özlemişim :)
Rabbim yavrularımdan ayrı koymasın beni... (AMİİN)










video

29 Haziran 2009 Pazartesi

DAVETİYEMİZİ KİM YAPTI?

Birkaç ay öncesinde ilk defa birşey denedim bana (henüz) bir elbise değil ama dünyalar tatlısı bir arkadaş kazandırdı o nedenle asla pişman değilim ve yine yapacağım :))))


İnsanlar bir elbise dikimi için defalarca provaya giderken ben akıllısı beni hiç görmemiş birine sitesinde görüp beğendiğim modellerden birini ofis tarzı olacak şekilde dikmesini rica ettim :)


Ben deli o benden deli çıkınca da bu hatun kişi beni kırmadı ve tarfilerime dayanarak bir kumaş alıp bana bir elbise dikti ve kargoyla gönderdi.

Eve gitmeyi bekleyemedim hemen o gün şirketin lavabosunda giyip denedim ve ben şimdi benim için bunca zahmete girişip yüreği ağzında haber bekleyen bu hatuna nasıl "olmadı" diyeceğim diye kıvranmaya başladım.


Elbise bir şeker çuvalına delik açıp üstüme geçirmişim gibi oldu. Ama o'nda daha güzel durmuştu yaaa :/

Sülün gibi boy yok ki o elbiseyi düşlediğim gibi taşısın :/ E eski 50 kilo halimizi de yitirdik :/


Ben utana sıkılı binbir özür kıyamet "bu elbise olmadı arkadaşım ama yinede kalsın" dedim. O benden deli hatun "aaa olurmu öyle şey içine sinmediyse kalsın ne demek hemen gönder bana başka birşey çalışırız" dedi.

Allahım Allahım.


İşte biz şeker şerbet hatunla o günden sonra DOST olduk ve hemen her gün mailleştik, sonra araştık :))

Hayatımda tanıdığım en dobra, en yardım sever, en doğal hatun diyebilirim :) Onunla konuşmak öylesine rahatlatıyor ki beni bu zamana kadar o telefonu 18-20 dk'dan erken kapatmışlığımız yok :))
Ve doğal olarak onun birde adı var artık; SÜPÜRGELİ CADI


E onun olur da benim olmaz mı; PÜSKÜLLÜ CADI :))

Sünnet olayı aklıma düştüğünden beri artık görüntüsü ezberlenmiş davetiyelerden bıktığımı, oğluşa farklı birşeyler hazırlamak istediğimi kurdum durdum kafamda. Hafta sonu Edirne'ye ve Avrupa Yakasındaki akrabalarımıza da gideceğimiz için en geç cuma akşamı elimde olmasıgereken bir zaman darlığı durumu mevcut ama aklımda fikrin kırıntısı bile yok. Önce film afişi gibi tasarlamak istedim. Bunu süpürgeliyle paylaştım. O da var olan çizgifilm afişleri üzerinde oynamalar yapıp bana 1-2 örnek göndermiş. Ben yok böyle çizgifilmli değil normal bir film afişi istiyorum dedim ama sonra Paşa'nın BEN TEN hastalığı aklıma gelince ... Süpürgelim sağ olsun gönderdiğim fotoğrafı bu BEN TEN ışını denen şu yeşil ışık'ın ucuna öyle güzel kondurdu ki daha yazısız halini ilk gördüğümde bayıldım :)
Sonrasında Süpürgelimin işkencesi başladı;

- Şuraya şunu yazlım bacım,

- Şuranın fontları büyük bacım,

- Şurada karakter değiştirelim mi bacım, bla bla bla :)))

En son yola çıkmama 1,5 - 2 saat kala davetiyemiz son halini aldı. Baskı atölyesine mail ile gönderildi, basım şekli tarif edildi, basılması ve kesilmesi tamamlandıktan sonra kurye ile aldırıldı ve zarflandı :)

Duydum duydum, Neden ben yapmadım diye soruyorsunuz değil mi?

Şirket Server'larımız herhangi bir program indirmemize izin vermiyor da ondan :/

Velhasıl-ı Kelam

Hem elbise olayında hem de davetiye işinde kahrımı çeken, her cadılığıma katlanan, beni hiiiç kırmayan canım arkadaşım SÜPÜRGELİM'E,

Ben fikrimi değiştirmeden önce bana elinden geldiğince yardımlarını esirgemeyen Çileklisüt'e

Vee beni benden çok anlayan, tanıyan, her daim yanımda olduğunu çok iyi bildiğim canım arkadaşım Nurcan'a KOCAMAAAAAN TEŞEKKÜRLER EDİYORUM...

DAVETİYENİZ

Blogumuz vasıtasıyla tanıdığımız, her biri çok değerli arkadaşlarım;

Her birinizin tek tek irtibat adreslerini bulup mail yada posta yolu ile davetiyelerinizi ulaştırmayı çok istesem de şu sıkışık zamanda buna vakit ayıramamaktan mütevellit davetiyenizi sizlere sayfamız aracılığıyla iletmek durumundayım, özür diliyorum.


Bizi okuyan, takip eden, tüm dostlarımızı başımızın üzerinde ağırlamak üzere SÜNNETİMİZE BEKLİYORUZ...

26 Haziran 2009 Cuma

25 HAZİRAN 2009

25 HAZİRAN 2009

Değeri vefatından sonra anlaşılan bir sanatçı,
4 senedir "Ahh keşke erken gitmeseydi aramızdan, daha ne güzellikler paylaşırdı kimbilir" dedim insan KAZIM KOYUNCU'nun vefatının 4 yılı.

video

Ve bu da en "İŞTE BEN" dediğim parça

Zuğaşi Berepe'nin ilk albümü 'Vamişkunan' dan...

ALLAH RAHMET EYLESİN KARADENİZ'İN ASİ ÇOCUĞU...

25 Haziran 2009 Perşembe

KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN

Yoğunum yazamıyorum ama açtım ellerimi dua ediyorum.

AMİİİN

Görseller http://hazanca.blogspot.com/'dan alınmıştır, teşekkürler ediyorum.

24 Haziran 2009 Çarşamba

UMUT ÇOCUKLARI'NA

Ahh ah yorgunluktan, yoğunluktan son yazdığım 2 yazıda da yaptığım hataları görüyorsunuz değil mi?
Önümde öyle bir program var ki her saniyemiz koşturmaca. Hem iş hem de evde yapılacaklar bakımından.
Allahım şu işler bitip de ayacıklarımı denize sokacağım günleri tez zamanda getir yarabbbiiim (AMİN) :))
Neyse neyse konumuz benim sızlanmalarım değil öncelikle sünnet tarihimizi düzgün bir şekilde yazayım 12 TEMMUZ 2009 (İnşallah)
11 Temmuz Cumartesi gecesi anne-babama ait 3 katlı bahçeli evimizin bahçesinde kına gecesi ertesi gün de öğlen namazının peşinden kendi evimde mevlüt yapacağız İNŞALLAH. Paşa'nın yatağını da kendi evime kuracağım.
8 Temmuz Çarşamba günü akşam üzeri izin alıp paşamı kestirmeyi, (!) perçembe cuma izin olup onunla ve hazırlıklarla ilgilenmeyi, sünnet sonrası da toparlanma için pazartesi günü izin almayı düşünüyorum. İnşallah sorun çıkmaz. Dualarınızdan eksik etmeyin bizleri olur mu?
Sizlere duyurmak istediğim başka bir konu var.
Dün Lale Abla'nın blogunu okurken duydum Zeya'dan ayrıntıları öğrendim ki 28 Haziran pazar günü Zeya, Lale Abla ve birçok gönlü güzel insan KARTAL TOPSELVİ'de bulunan VAKIFBANK UMUT ÇOCUKLARI YATILI ÖZEL EĞİTİM İLKÖĞRETİM OKULU bahçesinde Piknik yapacaklarmış.
Böylesi güzel bir organizasyon ayağıma kadar gelir, ben de gitmezsem ayıp bana.
Cuma akşamından Avrupa Yakasına geçip İnşallah yetişirse oradaki akrabalarımıza davetiyemizi dağıtmayı, pazar sabahı da 30 senelik çok yakın bir aile dostumuzun elimizde büyüyen oğluşunun düğününe katılmak için EDİRNE'ye gidtmeyi ve inşallah en geç pazar sabahı evimizde olmayı planlıyoruz. Rabbim bir mani vermezse Pazar Günümüzü de Umut Çocukları ile keyifli bir gün geçirmeye ayırmak istiyorum.
VE BURADAN GELMEK İSTEYEN TÜM ARKADAŞLARIMA AÇIK DAVET GÖNDERİYORUM.

Umut çocukları hakkında bilgi almak için; buraya,
Zeya'nın Umut Çocukları hakkındaki yazısını okumak için; buraya,
Sevgi ile kaleme alınmış DAVET için; buraya buyrun...

22 Haziran 2009 Pazartesi

SÜNNET HAZIRLIKLARI

Kendimce düşünceler ile Ağustos ayının ilk haftasına planladığım sünnetimizi ani bir kararla TEMMUZ :/ ayının 12'sine almaya karar verdim.
Tabii bu kararı vermemle birlikte de eteklerim tutuştu :)
Davetli listesi,
Alışveriş listesi,
Organizasyonun şekli,
Davetiye şekli,
İkram şekli, vs, vs, vs...
Elimde bir defter, içersinde binbir liste, fiyat teklifi, not ile dolaşıyorum :)
Cumartesi annem ve kuzularla birlikte bir mağazaya gidip önce fırını mı alayım yoksa bulaşık makinesini mi diye düşünürken (Her ikisinin de yenilenme vakti geldi de :) ) elimizde sadece bir mikrodalga fırınla çıktık :)
Paşa'nın Beylikdüzü tarafında oturan amcasında kalma planları vardı tatilin ilk yarısı için. Bu karmaşada ona yaz okulu bulamayacağıma da kanaat getirince aldığımız mikrodalga ile annem ve kalderayı bir taksiye koyup eve gönderdik biz de paşayla Eminönüne geçtik Amcasıyla buluşmak üzere.



Ama Kadıköy'e ulaşmak için minibüs yolunu tercih edince yolculuk fazlasıyla sıktı bizi. Anadolu yakasının en dolambaçlı, en sıkıcı yoludur bana göre. Paşanın sıkıldığını fark edince çantamdan eksik etmediğim keçeli kalemler ve not defterimi verdim.



Yine grafiti çalışması yaptı ama epey geliştirmesi gerek bu konuda kendini. Hevesi var biliyorum ancak geliştirmesi için kimden nasıl bir yardım alabilirim onu bilmiyorum :/



Kadıköyde kendimizi minibüsten attğımızda ikimizde çok acıkmıştık. Paşa ne yemek istediğine karar vermeye çalışırken ben ilk ve son kez oğluşa hamileyken yediğim ve hala tadını sayıkladığım DADAŞ PİLAVcısı o merdiven altı minik dükkanı gördüm. Çok matah birşey değil ama sanırım hamileyken yemenin verdiği bir duygu, unutamıyorum. Bu dükkanın hikayesini paşaya anlattım ve daldık içeri :) Normalde minibüscülerin uğrak yeri olan bu dükkande eşiyle gelen bayanlar var mutlak ama tek bir çocukla bir bayan farklı geldi sanırım insanlara. Allahtan sakindi ve servisi yapan bayan da çok şekerdi, hiç sıkılmadan yemeğimizi yedik.



Tabii o gün paşa'nın günü olduğundan bir hayli de şımarıktı :)



Vapura binmeden önce vazgeçilmezimiz simitimizi de aldık.



Almasına aldık ama neredeyse yolu yarıladık ortada bir tane martı yok. Paşa martıların nereye gitmiş olabileceğini düşüne dursun, fark ettim ki biz vapur'un ön kısmındayız martılar arka kısmından kendilerine ziyafet çekenlerle meşguller :)
Biz de manzara fotoğraflama yarışması yaptık. Bunlar paşa'nın çektikleri :)
Amcamızla buluştuktan sonra taş sokaklardan daha önce hiç gitmediğim dara sokaklara oradan da bol dükkanlı, seyyarlı meydanlara çıktık. Çok defa ne biçim İstanbulluyum ben diye düşündüm durdum :/




Bu doğal taşlar satan dükkana Amcamızın isteği üzerine girdik. Önce fiyatları sonra da bu fiyatlara karşın içerideki kalabalığı görünce inanılmaz şaşırdım.



Gün bittiğinde ben de bitmiştim. Uzun zamandır bu kadar yorulduğumu hatırlamıyorum. Ama verimli bir gündü orası muhakkak :))





En son ÇELEBİOĞLU HOCA ALAEDDİN CAMİİ hayratında sularımızı doldurup yollarımızı ayırdık. Paşa'm amcasıyla beylikdüzüne gitti.







Ben de FENERBAHÇELİ bir arkadaşımla girdiğimiz iddia üzerine sırf şu üstte görmüş olduğunuz fotoğrafı çekebilmek üzere Beşiktaş'a geçtim :) BEŞİKTAŞ'ın çifte şampiyonluğunu kutlama amacıyla köprüye astığı bayrağın hala orada durduğunu iddia eden ben, hiçbir Fenerbahçelinin o bayrağı orada bukadar uzun süre tutmayacağını iddia eden arkadaşım arasındaki iddiamız bu fotoğraf ile son buldu :) Naber ciciiim :)))



Vee günün sonu, haftanın sonu, hatta sözün sonu :))